Now Reading
Bifobi

Bifobi

Robyn Ochs

Bu yazı Biphobia başlıklı metnin Türkçe çevirisidir ve Robyn Ochs ile Sarah E. Rowley’nin editörlüğünü üstlendiği Getting Bi: Voices of Bisexuals Around the World isimli kitaptan alıntıdır*.

Editör notu:

2005 yılında yayımlanan Getting Bi: Voices of Bisexuals Around the World isimli kitaptan bir alıntı olan bu yazı, tarihsel anlamda önemli bir konumda yer alırken yazarının Robyn Ochs olması da yazının Türkçe çevirisinin okuyucularla buluşması açısından önemliydi. Özellikle Türkiye LGBTİ+ hareketinde ve topluluğunda ötelenmeye devam eden ‘Bifobi’ üzerine derinlemesine bilgi ve akıl yürütme içeren bu yazının Türkçe dilinde yaygınlaştırılması anlamlıydı ama kitabın yayımlanma tarihini ve Ochs’un değişerek günümüze uzanan politikasını da gözönünde bulundurarak yazının Bi+ tarihine ışık tutmasının yanında, ikili cinsiyeti baz alarak sözünü kurduğunun eleştirisini vermemiz gerekiyor. Ochs ile yazı üzerine konuştuğumuzda kendisi, yıllar önce yazıyı yazdığında tüm bi+’ların natrans olduğu ve transların natrans olarak atanamayacağı gibi varsayımlarda bulunduğu sonucunu çıkarıp özeleştiri verdi ve şu notu düştü: “2020’deki bakış açım sayesinde biseksüelliğin pek çok transı içerdiğini biliyor ve ayrıca (başkaları tarafından trans olarak “okunmayan”) transların da biseksüellerle benzer şekilde “natrans görünme ayrıcalığı” yaşayabileceğini düşünüyorum. Kişinin olduğu şekilde görülmemesinin ayrıcalık olduğu kadar kişiye yük olduğunun bilincindeyim.” Ochs’un bu görüşüyle birlikte yazıyı yayımlamış olmamız kendisinin görüşüne tamamen katıldığımız anlamına gelmiyor. Zira toplumun kişiyi direkt natrans ve monoseksüel atamasının, merkeze bunları almasının, tam tersini tasavvur etmemesinin başlı başına sistematik bir sorun olduğunu düşünüyoruz. Yazının sonlarına doğru “Biseksüeller olarak, bazen geylere, lezbiyenlere ve herhangi bir yönelimden translara verilmeyen ayrıcalıklara sahip olduğumuzun farkında olmamız gerekse de…” cümlesinde biseksüellerin sahip olduğu ayrıcalığı, farklı cinsiyet ilişkisi (heteroseksüel varsayılan ilişki) yaşayan bi+’ların evlenebilme ihtimali olmasına bağlayan Ochs’un bu görüşünün ne yazık ki ahlakçı ve normatif olduğunu düşünüyoruz. Ve neden her farklı cinsiyet ilişkisi yaşayan bi+’ların “varacağı noktanın” elbet evlilik olması gerektiğinin düşünülmesini sorunsallaştırıyoruz. Evlilik eşitliği Türkiye’de tanınan bir hak değil ve LGBTİ+ politikasında bu hakkın kazanılması için mücadele verilirken queer ve feminist politika ekseninde evlilik başlı başına bir tartışma konusu. Evliliğin toplumsal ve ekonomik olarak, toplum gözünde ilişkileri “meşru” ve “makbul” bir konuma çekmesi bakımından ayrıcalık sağladığı bir gerçek ama bu ayrıcalık, evlenen bi+’lar olduğu için biseksüelliğe reva görülemez. Şunu da hatırlatmak isteriz ki evlilik, herkesin heteroseksüel ve natrans varsayılmasının bir nişanesidir. Evlenen hiçbir bi+, bi+ olması tanınarak evlenmiyor. O yüzden evlilik, grup olarak bi+’lara tanınan bir ayrıcalık gibi gösterilemez, yine bir silinmeden bahsetmemiz gerekirken. Evlilik eşitliği yerine de hâlâ “eşcinsel evliliği” diretmesini de hatırlatmak isteriz. Ochs metninde ikili cinsiyet üzerinden gittiği için bununla sıkı sıkıya bağlantılı olduğundan kaçınılmaz olarak monoseksizmi tekrar ürettiğini düşündüğümüz cümleler kurmuş. (örn: “Pek çok biseksüel, yapacakları öngörülen seçimlere rağmen, hâlâ hemcins ilişkiyi seçiyor.”) Henüz okumadıysanız monoseksizmi derinlemesine ele alan bu yazıyı okumanızı tavsiye ederiz. Bu eleştirilerimizi paylaşmakla birlikte bifobiyi derinlemesine anlatan bu yazıyı Kadına Yönelik ve Toplumsal Cinsiyete Dayalı Şiddetle Mücadele Gününde yayımlamayı önemli buluyoruz. İyi okumalar!


Biseksüeller insanları rahatsız ediyor. Birçok insan bizim öylece defolup gitmemizi ya da en azından biseksüellik hakkında sessiz kalmamızı dilerdi çünkü bizim varlığımızı toplumsal düzene karşı bir tehdit olarak algılıyorlar. Kişinin biseksüel olduğunu beyan etmesi karşılığını sıklıkla ayrımcılık, düşmanlık ve geçersizleştirilme olarak buluyor.  Kendini gey veya lezbiyen tanımlayan kişiler çoğunlukla bizi ya kafası karışık ya da kendileri için mevcut olmayan bir derecede ayrıcalığa sahip, kendilerine ait olmayan alanı kaplayan tipler olarak görüyor ve birçok heteroseksüel bizi ahlaksız, hastalık yayan hedonistler ve aileleri parçalayan kişiler olarak görüyor. Neden bu kadar velvele? 

Robyn Ochs

Bifobinin dinamiklerini idrak etmek, biseksüelliğin aslında kendisiyle ilgili olanı ve bunun ne kadarının ahmak insanlarla ilgili olduğunu ve toplumsal mahlukat olarak nasıl davranma eğiliminde olduğumuzu birbirinden ayırmak için genel olarak tahakkümün dinamiklerini anlamamıza yardımcı olur. 

Sosyoloji 101

Öncelikle, Batı toplumu bir şeyleri ikili olarak inşa etmeyi sever: Erkek/Kadın, İyi/Kötü ve tabii ki, Heteroseksüel/Eşcinsel. Bu ikiliklerin her birinde, birine yüksek itibar verilir, diğerine ise düşük. 

“Kimliklerimizden bazıları çoğunluğun üyesi veya bir grubun içinde olabilir; diğerleri azınlığın üyesi veya grup dışından olabilir. Çok azımız her bakımdan ayrıcalıklı ya da her bakımdan baskı altındayız.”

Önyargılı davranış veya ayrımcılık yaygındır. Birçok kategori ve kültürden insanların istihdam, barınma ve sivil özgürlükler alanlarındaki fırsatlara erişimi uzun süredir reddediliyor. Kendimiz gibi görünen ve yaşayan insanların televizyonda, filmlerde, gazetelerde ve dergilerde adil bir şekilde temsil edildiğini görme zevkinden de mahrum bırakılıyoruz.

Ayrımcılığın bir başka örneği de bir kalıba sokmaktır: Bir kişiyi tanımlayan özelliklerle ilgili peşin hükümlü ve aşırı basitleştirilmiş bir fikre sahip olmak. Örneğin, biseksüeller kararsız ve önüne gelen herkesle yatan kişiler olarak tektipleştirilmiştir. Cinsel yönelim, Gordon Allport’un “birincil güç etiketi” olarak adlandırdığı şeydir ve o kadar önemli görülür ki, “bir niteliği gerçek değeriyle orantısız bir şekilde abartıp bireyin diğer önemli özelliklerini maskeler” (s.179). Dikkatler bir yönümüze odaklanır ve diğer tüm niteliklerimiz ve ayırt edici özelliklerimiz gölgede kalır. Biseksüellik, bir kez bilindiğinde, bu şekilde ön plana çıkar.

Buna rağmen, her kişinin eşzamanlı olarak çok sayıda kimliğe sahip olduğunu hatırlamak önemlidir. Örneğin ben, kendimi biseksüel, sağlam bedenli, sporcu, dansçı, solak, aktivist, akademisyen, öğrenci, konuşmacı, kız, teyze ve kız kardeş ve hemcins evliliği yapmış biri olarak tanımlıyorum. Çoğumuz, belirli bir kategoride birden fazla kimlik grubunun üyesiyiz: Örneğin, ben kendimi karma sınıftan [i] biri olarak tanımlıyorum ve dini/etnik mirasım karışık. Yahudiyim ama dindar değilim ve üç ebeveynimden biri Hristiyandı. 20 yıldır Boston’da yaşıyorum ama kendimi kesinlikle bir New Yorklu olarak tanımlıyorum. Kimliklerimizden bazıları çoğunluğun üyesi veya bir grubun içinde olabilir; diğerleri azınlığın üyesi veya grup dışından olabilir. Çok azımız her bakımdan ayrıcalıklı ya da her bakımdan baskı altındayız.

Biseksüellerin deneyimlediği baskıları doğrudan etkileyen bir başka faktör, istisnai olan azınlıktaki nüfusumuzun görünmezliğidir. Kimlik kategorilerimizin görsel olarak (tekerlekli sandalye kullanmamız veya tenimizin rengi nedeniyle) tanımlanabilen daimî görünürlüğü ile uğraşmalıyız. Bu özellikler, ayrımcılığa uğramamak için bize, egemen grubun bir üyesi olarak varsayılma seçeneği sunmuyor. Cinsel yönelim veya din gibi kolayca görünmeyen kimlikleri farklı şekilde deneyimliyoruz. Daimî olarak tanımlanamamak belirli bağlamlarda bizi ayrımcılığa karşı koruyabiliyorken, başkalarını kendimiz gibi tanımlayamamanın dezavantajına maruz kalıyoruz; bu da yalnız bırakılma duygusu ve hem kendi topluluğumuzun üyeleri hem de egemen grubun üyeleri tarafından kalabalığımızın küçümsenmesi ile sonuçlanıyor.

Buna ek olarak, egemen kimlikten biri (heteroseksüel ya da eşcinsel) olarak varsayılma “ayrıcalığı”, aksi yönden bir ağırlık olarak yanlış tanımlanmamak için ne olduğumuzu defalarca kez beyan etme ihtiyacının yanı sıra, sessiz kaldığımızda suçluluk veya huzursuzluk duygularının getirdiği bir külfet oluyor. Nasıl, ne zaman ve ne pahasına açılacağımıza karar vermek zorunda olmanın ağırlığını mütemadiyen taşıyoruz.

“Biseksüellerin deneyimlediği baskıları doğrudan etkileyen bir başka faktör, istisnai olan azınlıktaki nüfusumuzun görünmezliğidir.”

Homofobi

Bifobi tek başına anlaşılamaz. Başta homofobi olmak üzere diğer baskı biçimlerinin birçok özelliğini paylaşır. Audre Lorde (1984) homofobiyi, bir sevme biçimine içkin üstünlüğe olan inanç; ve dolayısıyla tahakküm kurma hakkı ve kişinin kendi cinsiyetinden birine karşı sevgi hissetme korkusu ve başkalarında var olan bu duygulara yönelik nefret olarak tanımlar. Heteroseksüeller arasında farkındalık yaratmayı amaçlamış bir örgüt olan Homofobiyi Bitirme Kampanyası (The Campaign to End Homophobia), homofobiyi birbiriyle ilişkili dört farklı türe ayırır: kişisel, kişilerarası, kurumsal ve kültürel.

Kişisel homofobi, bir kişinin eşcinsel insanlara veya eşcinselliğe karşı kendi korkuları veya rahatsızlık hissidir.

Kişilerarası homofobi, aynı korkunun alaylı ad takmakla, olumsuz şakalarla veya biseksüellere, gey erkeklere ve lezbiyenlere yönelik “nefret saldırısı” olarak bilinen fiziksel şiddet gibi yaralayıcı davranışlarla ortaya çıkmasıdır.

Kurumsal homofobi, lezbiyen, gey veya biseksüel kişilere yönelik çok çeşitli ayrımcı uygulamalardan oluşur; örneğin hemcins çiftlerin partnerlik politikaları uyarınca sosyal destek elde etmelerini yasaklamak veya istihdamda, barınma veya konaklamada ayrımcılığa karşı yasal koruma almalarını reddetmek gibi. Kültürel homofobi, tüm insanların heteroseksüel olduğunu varsaymak veya eşcinselliğe dair meseleler hakkında sessiz kalmak gibi topluma hâkim olan kültürel değerler ve normlar olarak tanımlanır. (Thompson & Zoloth, 1990)

Hiç şüphesiz homofobi ve heteroseksizm vardır. LGBT’lere yönelik bomba tehditlerinin, cinayetin, fiziksel saldırıların, kundaklamanın, vandallığın, telefon tacizinin ve polis tacizinin yaygınlığına bakmak yeterlidir.

Homofobi, biseksüelleri, geyleri ve lezbiyenleri nasıl etkiler? Gordon Allport (1954), bireylerin homofobi sebebiyle damgalanmaya olumsuz tepki verdiği birçok yol ortaya koydu. Bu yollardan bifobi tartışmalarında mühim olan ikisi: kendi grubuna yönelik saldırganlık ve kınama ile diğer azınlıklara yönelik önyargı ve ayrımcılık. Teorik olarak bu, cinsel azınlık popülasyonlarında sıklıkla gözlemlenen iki olguyu anlamamıza yardımcı olabilir: (a) içselleştirilmiş homofobi ve (b) bazı gey ve lezbiyenlerin biseksüellere ve translara yönelik düşmanlığı. Bazıları, kendilerinden bile daha az kabul edilebilir olarak algılananlara karşı öfke duyup onları reddederek mağduriyet duygularını dışa vurur. Bu “marjinal insanlar”, egemen kültürün gözünde tüm gey ve lezbiyenlerin hâlihazırda sahip olduklarından çok daha kötü bir imaj yaratacağından bu insanların, gey ve lezbiyenlerin kabul edilme mücadelesini daha da engellemesinden korkuyorlar.

Bifobi, Homofobi ile Nerede Örtüşüyor?

Her birinin kendilerine özgü şekillerde benzersiz olmasının yanında, homofobi ve bifobi arasında hatırı sayılır ölçüde bir örtüşme vardır. Dahası, homofobi ve bifobi erkekleri ve kadınları farklı şekilde etkiler.

Görünür biseksüeller, tıpkı görünür lezbiyen ve geyler gibi ayrımcılığa hedef olabilir. Eğer biseksüellerin ‘daha az baskı gördüğü’ şeklinde üretilen teoriler geçerli olsaydı, cinsel yönelimi ifşa edilen biseksüel öğretmenin işi sadece ‘yarı zamanlı’ya geçirilirdi ve homofobik gençler tarafından hedef alınan biseksüeller yalnızca ‘yarım’ nefret saldırısına uğrardı (saldırı yarısı kadar sürdü veya belki saldırgan yarısı kadar sert yumrukladı ve tekmeledi?)[ii]. Homofobi ve bifobi yaygın olarak deneyimlenen ayrımcılık üzerinden kaçınılmaz şekilde birbiriyle kesişir. Bağnaz için hepimiz aynıyız.

Bifobi deneyimi ve homofobi deneyimi arasındaki bir başka mutabakat alanı ‘açılma’ meselesi olabilir. Bir biseksüel, hemcinsine ilgi duyduğunu  kabullendiğinde muhtemelen lezbiyen ve geylerin yaşadığına benzer bir utanç, bocalama ve huzursuzluk yaşayacaktır. Dünya üzerindeki çoğu kültür, hem eşcinselliği hem de biseksüelliği reddediyor; hem eşcinsellerin hem de biseksüellerin çarpıtılmış imajlarını ortaya koyuyor ve her iki grup hakkındaki doğru bilgilerin toplum içinde, insanlar arasında yaygınlaşmasını engelliyor. 

Özetle, hepimiz baskı altındayız ve hepimiz hedef alınabiliriz. Bu baskının nedeni ister homofobi ister bifobi olsun, herkesi yaralamaktadır.

Bifobi

“Biseksüeller, sadece varoluşları sebebiyle başkalarında rahatsızlık ve endişe yaratırlar.”

Tanıdığım çoğu biseksüel, hem heteroseksüeller tarafından hem de lezbiyen ve geyler tarafından acı verici reddedilme hikayelerine sahip.

Bifobinin birincil tezahürü, biseksüellerin varlığının inkâr edilmesidir; bu, birçok kültürün, her bir kategorinin karşılıklı olarak birbirini dışlayan zıttına sahip olduğu ikili kategori halinde düşünmesine atfedilebilir. Bu, atanmış cinsiyet ve toplumsal cinsiyet konusunda da güçlü bir şekilde görülebilir. Erkek ve kadın, heteroseksüellik ve eşcinsellik “zıt kategoriler” olarak görülür. Cinsel yönelimi basite indirgenerek etiketlenemeyenler veya cinsiyeti alışagelmiş kalıplarla tanımlanmayanlar bizi derinden rahatsız edebilir. 

Bu nedenle biseksüeller, sadece varoluşları sebebiyle başkalarında rahatsızlık ve endişe yaratırlar. Sessiz kalmamız, egemen kültürün heteroseksüel ve eşcinsel arasındaki farkları büyütmesine ve insan cinselliğinin bir süreklilikte var olduğu gerçeğini görmezden gelmesine izin verdiği için sessiz kalmaya zorlanıyoruz. Eşcinsellerin, heteroseksüellerden çok farklı, “başka bir  kategori, buradan uzakta” olduğu yanılsamasını sürdürmek, egemen heteroseksüel kültür için çok daha az tehdit oluşturuyor. Eğer “onlar” son derece farklılarsa, heteroseksüellerin kendi içlerinde hemcinsinden hoşlandıklarını kabul etme ve muhtemelen “onlar gibi” olma ihtimaliyle yüzleşmeleri gerekmez. “Öteki”nin sizden, bürünmek istediğiniz kadar farklı olmadığını kabul etmeye zorlanmak ciddi bir endişe yaratır.

Kültürel silinme nedeniyle biseksüellik, bir çatışma noktası olması dışında görünmez olma eğilimindedir. Araştırmalar, biseksüellerin yalnızca küçük bir yüzdesinin eşzamanlı olarak her iki cinsiyetten[iii] kişilerle ilişki içinde olduğunu (Rust,1991) ve kişilerin cinsel yönelimini mevcut partnerlerinin cinsiyetine göre varsayma eğiliminde olduğumuzu ortaya koyduğundan, biseksüelliğimizi günlük hayatta görünür kılmak zordur. Sonuç olarak, çoğu insan biseksüelliği sadece nahoş durumlar bağlamında “görür”: yönelimi konusunda açık olmayan evli bir erkek, bir erkekle yaptığı seks yoluyla HIV’le enfekte olur ve eşini de enfekte eder; ya da bir kadın bir başka erkek için lezbiyen partnerini terk eder. Markaja alındığında sıklıkla biseksüellik, genelde heteroseksüellikten eşcinselliğe doğru, ilk veya sonraki bir açılma sürecinin ara evresi olan bir geçiş kategorisi olarak tasvir edilir. Bu, birçok insanın zihninde biseksüelliği çelişki ve geçicilik ile ilişkilendirmesine neden olur.

Biseksüel kelimesinin kendisi, ikili düşüncenin bir ürünü olarak görülebilir ve bu nedenle sorunlu addedilebilir. Biseksüelliği anlamakta güçlük çeken birçok insan, bu kavramı ancak yarı yarıya bir kimlik olarak hayal edebilir. Onlara göre, eğer üçüncü bir kategori varsa, o zaman bu, diğer iki kategorinin ortasına düşmeli ve açıkça tanımlanmış, değişmez parametrelere sahip olmalıdır. Bu ölçüyü kullanarak çok az “gerçek” biseksüel bulacaklar. Pek çok insan, bir biseksüelin tatmin olmak için her cinsiyetten bir sevgiliye ihtiyaç duyması gerektiğini varsayar, bu da birçokları için gündemdeki bir başka konu olan çokeşlilik/aşklılık üzerinden bir heyula yaratır.

Biseksüelliği çokeşlilik/aşklılık ile ilişkilendirmek, heteroseksüel topluluklar içinde, özellikle HIV ve AIDS’in ortaya çıkmasından bu yana, bifobinin bir kaynağıdır. Birçoğunun zihninde biseksüellik, diğer erkeklerle korunmasız seks yaparak eşlerini ve çocuklarını HIV’le enfekte eden evli ve açılmamış erkekler imajıyla güçlü bir şekilde özdeşleşti ve bu klişeler medyada fazlasıyla pekişti. Bu, medyada 1980’lerin ikinci yarısından itibaren yaygın bir tema haline geldi ve son zamanlarda hem erkeklerle hem kadınlarla seks yapan ama kendini ne gey ne de biseksüel olarak tanımlayan Afrikalı-Amerikalı erkek imajının medyada geniş yer bulması çılgınlığında kendisini gösterdi.

Geyler ve lezbiyenler tarafından biseksüellere yöneltilen bifobi karmaşıktır. Kökleri, tahakküm dinamiklerinde ve gey, lezbiyen ve biseksüel topluluklarının büyümesini ve gelişmesini etkileyen belirli tarihsel bağlamlarda yatmaktadır. Açık kimlikli bir gey olarak yaşamak çok zor olabilir. Birçok gey ve lezbiyen, büyük ölçüde ızdırap ve reddedilme yaşadı ve paylaşılan acı, birçok “lezbiyen ve gey” topluluğunun tarihsel olarak dayandığı temellerden biridir. Dıştan gelen baskı, güvende olmama hissi ve “biz” ile “onlar” arasında net bir sınır çizilmesini savunma ihtiyacı yaratabilir. Biseksüeller bu bakımdan tanımı gereği sorunludur ve içerisi ile dışarısı arasındaki sınırları bulanıklaştırır. Dahası, lezbiyen ve gey toplulukları içindeki biseksüel görünürlüğü, hepsi benzer ve tahmin edilebilir şekilde davranan kişilerden oluşan tek bir norm ve değerler kümesine sahip yekpare bir lezbiyen ve gey topluluğu olduğu şeklindeki hatalı varsayımın doğruluğunu sorgular.

Lezbiyenler ve geyler, kültürümüzün farklı cinsiyetlerle ilişkide olanlara sağladığı faydalarla rekabet edemeyeceklerinden de korkabilirler ve seçim hakkı olanların eninde sonunda heteroseksüelliği seçeceğine inanabilirler. Birçok lezbiyen ve gey, biseksüellerin “topluluğa” bağlılıklarının daha az olduğuna ve bir lezbiyen veya geyin biseksüel partnerine sunabileceği her şeyin, heteroseksüel varsayılan ilişki yaşayanlara sunulan dışsal faydalardan daha ağır basamayacağına inanıyor. Bu korkunun gerçekçi bir temeli var: Heteroseksüel ilişkiler ayrıcalıklıdır ve birçok biseksüel, birçok lezbiyen ve gey gibi, aile kınamasından kaçınmak, kariyerlerini geliştirmek ve toplumsal onayla çocuk yetiştirmek için en azından heteroseksüelliğin toplum içinde kabul görülen yüzünü benimser.

Yine de bu akıl yürütme biçiminin bir miktar içselleştirilmiş homofobiyi dışa vurduğuna inanıyorum. Pek çok biseksüel, yapacakları öngörülen seçimlere rağmen, hâlâ hemcins ilişkiyi seçiyor. Korku içinde kaybolan şey, hemcins ilişkilerin, farklı cinsiyet ilişkilerinde mevcut olmayan faydalar sunmasıdır: yazılı cinsiyet rollerinin olmaması, istenmeyen hamilelik muafiyeti, daha benzer sosyal şartlara sahip biriyle birlikte olmanın kolaylığı ve dahası. En önemlisi, kişinin belirli bir kişiye olan sevgisini inkâr etmenin ruhsal bedeli muazzam olabilir.

İçselleştirilmiş Bifobi

Bifobi sadece dışarıdan gelmiyor. İçselleştirilmiş bifobi güçlü, bazen yıkıcı olabilir ve birçok biseksüel tarafından hissedilen yalnızlaştırılma, meşru görülmeme, utanç ve kafa karışıklığı, güçsüzleştirici hatta etkisizleştirici deneyimler olabilir.

Bugün bile, bu alanda kat edilen az sayıdaki gelişme nedeniyle biseksüellerin sayıca az rol modeli var. Biseksüel görünmezliği ve biseksüel rol modellerinin veya biseksüel topluluğunun azlığı nedeniyle, çoğu biseksüel, biseksüel kimliğini bir başına oluşturur ve sürdürür.

Pek çok biseksüel zamanının çoğunu, romantik partnerinin cinsiyeti ve cinsel yönelimininin bağlı olduğu toplulukta geçirir. Sonuç olarak, partner(ler)imizi değiştirirsek ve partner(ler)imiz bizden farklı bir cinsiyetteyse veya zaman içinde iki farklı topluluk arasında gidip gelirsek, kesintiye uğramış hissi yaşayabiliriz. Diğer biseksüellerin heteroseksüel, lezbiyen veya gey bir toplulukla güçlü sosyal bağları vardır. Bu, başka bir dizi çatışmaya yol açabilir: eğer partnerimiz “doğru” cinsiyetten değilse, arkadaşlarımıza ve topluluğumuza “ihanet ettiğimiz” için suçluluk veya utanç hissedebiliriz. Bu olası zorluklar nedeniyle, birçok kişi kendini gizli şekilde biseksüel olarak tanımlar, ancak çatışmadan kaçınmak ve kıymetli bir toplulukla bağlarını korumak için, kendini alenen lezbiyen, gey veya heteroseksüel olarak tanımlamayı, başkalarının da öyle olduğunu varsaymalarına izin vermeyi veya sessiz kalmayı seçer; üstüne üstlük biseksüel görünmezliğine katkıda bulunur.

“Bazı biseksüeller, olumsuz biseksüel tektipleştirmelerine uygun şekilde davranıyor olsa da aslında başkalarının, kendi basmakalıp yargılarını ve önyargılı davranışlarını belirli bir gruba atfetme amacına bu tür eylemleri alet etmesinin nedeni, önyargı dinamikleridir.”

Bu nedenle, bazı biseksüellerin biseksüel arzularını bir hediyeden çok bir yük olarak görmeleri şaşırtıcı değildir. Hayatlarını kolaylaştırmak ve içsel ve dışsal çatışmalardan kaçınmak için heteroseksüellik ve eşcinsellik arasında seçim yapma baskısı ya da isteği hissedebilirler. Birçoğu, net, sabit, sosyal olarak kabul edilebilir bir kimliğe sahip olmanın getirmesini hayal ettiği kolaylığı arzular. Damgalanmış bir grubun üyeleri olarak biseksüellerin davranışları, sıklıkla tüm biseksüellerin bir temsili olarak görülür. Dolayısıyla, herhangi bir biseksüel, biseksüellere dair olumsuz basmakalıp yargıları güçlendirecek şekilde davrandığında, biseksüel bir kişi utanç duygusu hissedebilir. Üstelik kendi davranışımız, biseksüellere özgü kabul edilen basmakalıp yargılardan birini yansıttığı zaman daha da derin bir utanç duygusu hissedebiliriz (örneğin, çokeşli bir ilişkide olmak veya bir ilişkiyi diğeri için bitirmek gibi). Bazı biseksüeller, olumsuz biseksüel tektipleştirmelerine uygun şekilde davranıyor olsa da aslında başkalarının, kendi basmakalıp yargılarını ve önyargılı davranışlarını belirli bir gruba atfetme amacına bu tür eylemleri alet etmesinin nedeni, önyargı dinamikleridir.

İşe bakın ki, tek eşli ilişki yaşayan biseksüeller, biseksüel kimliklerinin hem birincil kimlik topluluklarına (heteroseksüel ya da eşcinsel) hem de partnerlerine çifte ihanet oluşturduğunu hissederek zorluk yaşayabilir. Ya da biseksüel kişinin partneri, kişinin kendini biseksüel olarak tanımlamaya devam etme kararını, tek eşli bir ilişkide olmalarına rağmen ilişkilerinde tam bağlılığı bir şekilde ondan esirgemesi ve başka ilişkiler kurmanın olasılığından vazgeçmemesi olarak düşünebilir. Bu durum, kişinin kimliğinin hakikaten ilişki içinde olmaya ya da tek eşliliğe dair yapılan belirli seçimlerden ayrı olduğu gerçeğini görmezden gelir. 

Peki, işleri nasıl yoluna koyabiliriz? Yukarıda tartışılan hem içsel hem dışsal pek çok engel dikkate alındığında, bir biseksüel, olumlu bir biseksüel kimliğe nasıl ulaşır?

Baskı ve tektipleştirmenin toplumsal dinamiklerini iyi anlayın. Fikir ve hislerinize saygı gösterecek insanlardan destek  alın. Bir destek grubuna katılın, bir e-posta listesine abone olun, bir konferansa katılın, biseksüellik hakkında kitaplar okuyun. İyi bir bi(seksüel) olumlayıcı terapist bulun ve konuşacak bir (veya iki veya yirmi) arkadaş edinin.

Sessizlik öldürür. Biseksüelleri, güvenli bir şekilde yapabildiği ölçüde, biseksüel olarak açılmaya teşvik ediyorum. Gizlenerek yaşam sürdürmek, duygusal sağlığımıza çok büyük zarar verir. Biseksüeller, ne biseksüellerin ne de geylerin ve lezbiyenlerin heteroseksizmi yaratmadığını ve biseksüeller olarak onun mağduru olduğumuz kadar potansiyel yararlanıcısı olduğumuzu hatırlamalıdır. Biseksüeller olarak, bazen geylere, lezbiyenlere ve herhangi bir yönelimden translara verilmeyen ayrıcalıklara sahip olduğumuzun farkında olmamız gerekse de bu sadece hayatımızı nasıl yaşayacağımız konusunda özenli kararlar almamızı gerektirir. Eşitsizlikleri biz yaratmadık ve kim olduğumuz için kendimizi suçlu hissetmemeliyiz; sadece yaptığımız şeyden sorumlu olmamız gerekir.

Biseksüel olarak bizler; lezbiyen, gey ve destekçi heteroseksüellerle birlikte, samimiyetle hislerimizi paylaşıp aramızdaki gerçek çeşitliliği kutlamayı gündemimize almalıyız. Başarımız, bizimkine benzemeyenler de dahil olmak üzere yaşadığımız tüm ilişki yelpazesine saygı duyulan ve değer verilen bir alan yaratmada yatmaktadır.

Her insanın benzersiz olduğunu ve birbirimizle birçok ortak yönümüz olduğunu unutmamalıyız. Etiketler bizi birleştirebilir, ancak aynı zamanda bizi zapt edebilir ve onların yalnızca araç olduğunu unuttuğumuzda fikirlerimizi kısıtlayabilir. İnsanlar karmaşıktır ve etiketler bizi temsil etme görevi için asla yeterli olmayacaktır. Bir ömür boyu süren deneyimi tek bir kelimeye indirgemek imkansızdır.

Bifobi ve homofobinin bizi kontrol etmesine izin vermezsek korkularımızın ötesine geçebilir ve benzerliklerimizin yanı sıra farklılıklarımıza değer vermeyi öğrenebiliriz.

Kaynakça

Allport, Gordon, The Nature of Prejudice. Reading MA, etc.: Addison Wesley Publishing Co., 1954.

Lorde, Audre, Sister Outsider. Freedom, CA: The Crossing Press, 1984.

Rust, Paula, “The Politics of Sexual Identity: Sexual Attraction and Behavior Among Lesbian and Bisexual Women,” in Social Problems, Vol. 39, No. 4. (Nov. 1992).

Thompson, Cooper and Zoloth, Barbara, “Homophobia,” a pamphlet produced by the Campaign to End Homophobia (Cambridge MA, 1990).

In Getting Bi: Voices of Bisexuals Around the World, ed. Robyn Ochs and Sarah Rowley. Boston: Bisexual Resource Center, 2005, pp. 201-205.


Çeviri: Elif Tektaş

Redaksiyon: umut erdem


* (Bisexual Resource Center, 2005), syf. 201-205.

[i] ‘Karma sınıf’ ile Ochs, belirli ve tek bir sosyal ve ekonomik sınıfa ait olmadığını, yoksul ve orta sınıf deneyimleri olduğunu kastediyor. (ç.n)

[ii] Burada Ochs, ‘half-time employment’ ve ‘half-gay bashed’ diyerek biseksüellere yönelik yanlış bir varsayım olan %50 heteroseksüel, % 50 eşcinsel algısını hedef almaktadır.  (ç.n)

[iii] Yazının yayınlandığı yıl göze alındığında Ochs’un kullandığı ikili dilin altını çizmek ve biseksüel tanımına dair bir hatırlatmayı yapmak gerekiyor. Ochs burada biseksüel kişinin partnerlerini iki cinsiyetten olarak tanımlamış olsa da biseksüel deneyimleri çeşitlidir. Biseksüellik deneyimi, kişinin birden fazla cinsiyetten hoşlanmasıyla örtüşür. Kişi, hem kendi cinsiyeti hem de diğer cinsiyetlerden hoşlanabileceği gibi, bu cinsiyetlerin zorunlu olarak kadın ya da erkek olması gerekmez. (ç.n)

Bu yazı da ilginizi çekebilir: Biseksüel Topluluklarda Cisseksizm ve Transfobi

Share and Enjoy !

0Shares
0 0
What's Your Reaction?
Ben Şok
0
Bifobiye Karşı Ses Çıkar
1
But Tutar
1
Gullüm Ayol
0
Tutmaz Ama Evet
0
View Comments (0)

Leave a Reply

Your email address will not be published.

Bitopya Copyright © 2019. Created by edalgakiran

Scroll To Top

Pin It on Pinterest