Bu röportaj, umut gizlen’in 2021 yılında kaosgl.org için hazırladığı Bi+ Dosyası kapsamındadır ve Bi+ aktivist Cem’le tezi doğrultusunda yaptığı erkeklik ve bi+seksüellikle ilgili bir sohbet içeriğidir.
Ben kendime her biseksüel dediğimde, benim cinsiyetim ve cinsiyet performansım sürekli sorgulanıyor.
Umut: Merhaba Cem, nasılsın? Seni biraz tanıyabilir miyiz? Pandemi süreci nasıl geçti senin için?
Cem: Pandemi süreci epey ağır başladı benim için. O süreçte çok içime döndüm. Uzun bir süresi ağır geçti ama şu an çok iyi bir yerdeyim. Hayatımda belki hiç olmadığım kadar iyi bir yerdeyim. O yüzden çok mutluyum. O süreçte bazı mesleki değişimler de yaptım. Yaşam koçu oldum. Biraz dünyaya, kimliklerime bakış açım değişti, deneyimlerim değişti. Onun dışında Kültürel Çalışmalar alanında yüksek lisansımı yeni bitirdim. Yazın başı tezimi yazıp savunmakla geçti. Çok dönüştürücü bir süreç oldu bu da benim için. Çünkü tezim kafamda büyük bir ağırlıktı, çok büyük anksiyetelerle doluydu. Onu bitirmek bana çok iyi geldi. Hem kimliğime, yaşadığım deneyimlere dair bana biraz daha geniş bir perspektif kattı, hem de üstümden o kadar büyük bir yük kalkınca insan ister istemez rahatlıyor. Cinsiyet kimliğim de değişti, artık nonbinary beyanı veriyorum. Uzun bir süredir zaten bunun üzerine düşünüp çalışıyordum. Erkeklik de deneyimliyorum bir yandan ama o deneyimlediğim erkekliğin nerede erkek olmakla çakıştığı üzerine kafa yormak biraz zorlu bir süreçti. Erkek alımlanıp da erkeklik deneyimleyince üstümde bir baskı oluştuğunu hissettim. Erkek kimliğim de var, nonbinary kimliğim de var, diye düşünüyordum önceden; erkek kimliğimi tamamen kaldırıp çöpe atmamıştım yani. Seninle daha önce de bu konuda konuşmuştuk. Bir tık öyle bir süreçten geçtim. Şimdi artık Bi+’nın yanına -zaten bir sürü vardı- nonbinary de eklendi. Bu süreçte kimliklerimi daha da içselleştirdiğimi düşünüyorum.
Toplumsal deneyimler esasen sağlığımız için çok önemli. Hem fiziksel hem de akıl sağlığımız için. Bugüne kadar kuir kimliğimden dolayı aldığım yaraların bir kısmının üstüne terapi desteğiyle de çalışınca ferahladım. Bu sebeple kimliklerimi içselleştirdiğimi düşünüyorum. Dış dünyadan onaya ihtiyacım olmadığını duyduğum bir yerde buldum kendimi. O da çok iyi hissettiriyor.
Umut: Aktivizm yapma sürecin nasıl başladı? Aktivizmine dair dönüştürücü bulduğun şeyler neler?
Cem: Her şey tezimle başladı. Bir hocama “şu alanda cinsellik mi çalışsam?” dediğimde bana “Cem, tatlım, cinselliğini keşfetmen için tez yazmana gerek yok.” diye karşılık vermişti ve ben de kalakalmıştım, “ne alakası var?” diye. Böyle bir cevap alınca tezimi yazdığım danışmanıma gittim ve dedim ki: “Ben biseksüelim, bir şeyleri keşfetmeye çalışmıyorum.” Kendisine fikirlerimi anlatırken o da bana dedi ki: “Sen madem biseksüelsin, akademide biseksüellik çalışılmıyor, biseksüel erkek arıyoruz her yerde, kimse istemiyor bu alanda görünür olmayı; belki sen yapabilirsin bunu.” Ben de düşündüm, “neden olmasın?” dedim. Ben yıllar önce, 2012 ya da 2013’te falan açılmıştım aslında biseksüel olarak. Ama o noktadan tezimin olduğu noktaya kadar hep kötü deneyimler yaşamıştım. Biraz biseksüelliğe dair bu kötü deneyimleri anlamlandırmaya ihtiyacım vardı. “Ben niye böyle şeyler yaşıyorum?”, “Niye biseksüel olmam bu kadar olumsuz bir şey?” diye soruyordum kendime. O yüzden ilgimi çekti. Biraz kendimi anlama serüveni olarak gördüm bunu ve bu yola girdim. “Aa tamam, ben bunu çalışacağım” dediğim gün, hocam bana “sen o zaman git, kuirlerle tanış ve hatta git bir bak bakalım İstanbul Onur Haftası ne yapıyormuş? Hiç biseksüellerden bahsediyorlar mı?” dedi. Aslında hocamın teşvikiyle bir şekilde aktivizmde buldum kendimi. O ilk gittiğim Onur Haftası toplantısını da hatırlıyorum. Çok yabancı hissetmiştim orada çünkü aktivizm diline çok yabancıydım. Onur Haftasının içinde Trans kadınların yaşadığı transfobi konuşuluyordu. Onun tartışmaları vardı. Ağır bir günde gitmiştim bir de o yüzden hiç anlamadığım bir şeydi. Ama oradan başladı aktivizm serüvenim.
Sonrasında da bir sürü örgütte buldum kendimi ve o süreçte insanlarla konuşma fırsatı buldum. Zaten makaleler okuyordum internette. İnsanların deneyimlerini dinliyordum. Filmler izliyordum. Şuydu buydu derken, birden bir sürü deneyime erişimim oldu. Ve onları konuşacak, onları anlamlandıracak bir dil kurma girişimim oldu aktivizm sayesinde. Böylece kendi sesimi de keşfettim. Orada ne düşündüğümü de keşfettim.
Bir noktadan sonra da Twitter (X)’a döndüm. Orada fikirlerimi paylaştım. O anlamda çok dönüştürücüydü aktivizmim. Ben aktivizm içinde geliştikçe ve dönüştükçe akademiyle aramda çatışmalar çıkmaya başladı. Bu sefer hocam benim getirdiğim sorunları akademik olarak değersiz buldu. Çünkü çalışmamın çok aktivizmden geldiğini, çok aktivist dili kullandığımı, akademik bir yerlere dokunamadığımı düşündüğünü söyledi. Ama ben bir aktivisttim artık. Akademisyenliğimden daha öndeydi aktivistliğim. O sebeple tez yazım sürecim zordu. O iki dünyayı nasıl birleştiririm süreci. Nihayetinde de birleştiremedim bu arada. 1 yıl kadar hem akademiye hem de aktivizme mesafelendim. O kadar paralize olmuştum ki akademide; kötü deneyimler de yaşadım çünkü bence, bir tık gözden uzak olmam gerekti. O sebeple okulum da bir yıl uzadı. O bir yıl aktivizme dair de hiçbir şey yapmadım. Biraz kendime dönüp kendime dair bir şeyleri dönüştürmem gerekti ki; onları tekrar dengede var edebileyim. En nihayetinde iyi ki aktivizmle tanışmışım çünkü akademiden ziyade aktivizmden beslendim bence ben. Akademide, aktivizmdeki söylemlerin altını doldurma şansına sahip oldum.
İlgi alanlarım ve bakış açım değiştiği için şu anda ben de senin gibi daha çok bağımsız olarak aktivizm yapıyorum. Anaakım hareketteki söylemleri yeniden üretmek istemediğimi fark ettim. Bu süreçte nasıl olduysa daha optimist bir yere vardım. Özellikle Twitter’da, uzun süredir aktivizme yönelik bakışım paralelinde de optimist bir yerden aktivizm yapıyordum. Orada günlük deneyimlerime, kimliklerime dair küçük gözlemler ve üstüne yaptığım analizlerle söz söylüyordum. İçeriklerim “bunlardan ne öğrendim?, ne öğrenebilirim?, neler ifşa oldu?” minvalindeydi. Böyle olması da hoşuma gidiyor. Bir tık kendi deneyimlerimi aktarmak karşılıklı bir şey yaratıyorsa, bir dönüşüme sebep oluyorsa, ne güzel! Ki olduğunu da gözlemledim. Ama aktivizmin tek bir alandan yapılabildiğini düşünmüyorum, ben de tek bir alandan hareket etmedim. Sadece akademiyle, sadece STK’larla olması yetmiyor; daha içselleşmesi gereken alanlar var. İşte kişilerle birebir sohbet etmek gibi ya da siz modellersiniz bir şeyi ve insanlar da sizde bir şeylerin farkına varır. Bu da çok geçerli bir yol. Mesela 23 Eylül günü Velvele’de bir hikayem paylaşıldı. Bununla umudum; belki kendini keşfeden birileri varsa, böyle bir hikaye ile karşılaştıklarında en azından “bu bir deneyim ve ben yalnız değilim” diyebilirler.
Erkek olmak ya da erkeklik, heteroseksüel olmakla çok eşleştirilmiş bir şey.
Umut: Kendi deneyimlerinden, gözlemlerinden ya da yaptığın çalışmandan doğru da olabilir, bi+ erkekler ya da erkeklik deneyimleri yaşayan insanların neden bu kadar görünmez kaldığına dair konuşmak ister misin?
Cem: Tabii ki. Bunu ben kendim de deneyimledim, bu doğru ama bu soruya daha çok tezim üzerinden yanıt vermek istiyorum. Çok garip ama biz cinselliği toplumsal cinsiyetten bağımsız analiz edemiyoruz. Bunlar çok iç içe geçmiş kavramlar. Erkekliğin sunduğu fırsatlar, erkekliğin götürdüğü şeyler, yanında getirdiği sınırlar da tabii bi+ deneyimini yaşayan bir insanın, eğer erkeklik de deneyimliyorsa ayrıca deneyimlediği şeyler zaten.
Tezde şunu gördüm:
Bi+’lardan beklenen belirli cinsiyet performansları varmış. Tezim bunun ne olduğunu çok söylemedi, ona dair bir çalışma yürütmediğimden. Ama mesela bir sürü insandan biseksüelliklerinin gayrı meşru görülmesinin sebeplerinden biri olarak erkekliklerinin gayrı meşru görülmesi olduğunu öğrendim. Bu, erkeklikle bi+ olmanın kesiştiği bir nokta, diğeri de öznelerin kadınlarla olan ilişkileri. Bu çok görünürdü benim tezimde. Mesela, biseksüellik iddia ediliyorsa ve bu meşru bulunacaksa burada ilk başta bakılan yerlerden biri, kişilerin kadınlarla ilişkisi. Bi+’lık orada arzunun varlığı üzerinden ya da beyan üzerinden değil ama kişinin hangi cinsiyetlerle, ne kadar sürede münasebette olduğuyla ölçülüyor. Erkeklik deneyimleyen biri için de baş kriterlerden biri kişilerin kadınlarla ilişkisi. “Sen kadınlarla ilişkide oldun mu, oluyor musun?”, “Ne kadar sıklıkta oluyorsun?” Çünkü senin biseksüelliğin tamamen bu kritere bağlı.
Bu da biseksüelliğin, heteroseksüel+homoseksüellik olarak alımlanma halinden ileri geliyor. Bunun sağlamasını bana aynı zamanda trans deneyimi olan erkek mülakatçılarım da verdi. Erkek beyanı verdikleri anda heteroseksüel olarak etiketlenmişler. Bundan da çok rahatsız olanları vardı. Bu zorunlu heteroseksüelliği kırmak için stratejiler geliştirmeye çalışan bir mülakatçım vardı mesela. “Neden heteroseksüel olmak zorundayım trans erkeğim diye?” diye soruyordu. Ama bu bize aslında şunu gösteriyor: Erkek olmak ya da erkeklik, heteroseksüel olmakla çok eşleştirilmiş bir şey. Dolayısıyla bi+ erkekler ya da erkeklik deneyimi olanlar, biseksüel beyanı verdiklerinde, “ne kadar erkeksin?” ve “ne kadar biseksüelsin?” denklemi, kadınlarla aralarının nasıl olduğuyla eşitleniyor. Bu büyük bir beklenti. Bir de monoseksizm yüzünden insanlar “ben gey miyim acaba yoksa kendimi mi kandırıyorum?, “içselleşmiş homofobim var da bu yüzden mi kendime biseksüel diyorum?” gibi sorgulamalara giriyorlar. Bu yüzden erkeklik ekseninde biseksüelliğin görünürlüğü daha zor. Çünkü orada erkeklik normlarını kırdıkları apayrı yerler var ve biz toplum olarak erkeklik normlarının kırılmasından hiç hazzetmiyoruz. Ataerkinin yeniden üretilmesinde erkeklik normları çok önemli, bütün bu sistem erkekliklerin dinamikleri üzerine kurulu. Orada sen bir şeyleri ifşa ettiğinde, başka ihtimaller gösterdiğinde, bu kabul edilebilir bir şey olmuyor. İnsanlar o beyanla birlikte gelen göstergeleri görmek istemiyorlar. Diyelim ki; benim erkek beyanım var, maskülen biriyim. Ben kendime her biseksüel dediğimde, aslında benim cinsiyetim ve cinsiyet performansım sürekli sorgulanıyor. Bunu istemeyebilir insanlar, dolayısıyla “erkekliklerini korumak” için heteroseksüel görünmek zorunda hissedebilirler, özellikle hayatlarını düzenlerken erkeklikleri onlar için önemliyse.
Özne dışında insanlar da farklı alımlıyor.
Bir deney var, sürekli rastgele erkeklerin fotoğraflarını gösterip kadınlardan onlarla ilgili puanlar vermelerini istiyorlar. Mesela benim fotoğrafım için birine heteroseksüel, öbürüne eşcinsel, diğerine de biseksüel deniyor. Yani ben herkese biseksüel görünmüyorum. Bu deneyin sonucunda çıkan şey de şu: Özellikle heteroseksüel kadınlar, heteroseksüel beyanı varsa kişinin ondan daha maskülen, daha çekici olmasını bekliyor ve onunla ilişkiye girmeye daha istekli oluyorlar. Biseksüelse aynı kişiyi daha az maskülen, daha az çekici ve ilişkiye girmeye daha az istekli buluyorlar. Sırf o kişinin kendi deneyimiyle de ilgili değil aslında, toplumsal olarak kimliklere atfedilen şeyler de var. Kimliğin toplum tarafından algılanış biçimi sana sende olmayan göstergeler yapıştırıyor. Erkeklik de çoğu insanın deneyiminde hassas bir şey olduğu için bunlar kırıcı olabiliyor. Dolayısıyla zor ve görünmez bir yer, görünmediği için daha da zor. Çünkü konuşulmuyor ve bilinmiyor. Erkekler de “evet ben biseksüelim, bunları deneyimliyorum” diye çok konuşamıyorlar; çünkü onlara daha çok duygularını bastırmaları, zayıflıklarını belli etmemeleri öğretildi. Bu anlamda zor. Bizim gibi aktivist olup kendisini dönüştürmüş insanlar için kolay olabilir. Mesela ben aktivizme başladığımda erkek beyanım vardı ama ben erkekliğimi 40 kere de dönüştürmüştüm. Şimdi düşünelim ki; biz çok küçük bir azınlığız; ama Bi+’lar çok fazlalar, en büyük cinsel azınlık Bi+’lar. Farklı alt yapılardan gelen, çok farklı hayatlar yaşayan bir sürü insan da var. Evet benim erkekliğim kırılgan değil ama erkekliği kırılgan olan ve bununla barışamayan binlerce insan var. Dolayısıyla biz burada bir şeyler yapıyoruz ama bir tık dönüşmeye hazır olan, karar veren kişilere ulaşabiliyor ve onları dönüştürebiliyoruz. Asıl büyük çoğunluk, toplumsal normlarla birlikte gündelik hayatlarının içinde olanlar. Onlar farklı biçimde deneyimliyorlar. Yani onun biseksüellik deneyimiyle benimkisi bir değil ve oralara da bakmak gerekiyor. Ama bakarken hem akademi hem aktivizm bana yetersiz geliyor. Umursamadıklarını düşünüyorum çünkü. Tez dönemimle birlikte benim genele bakma ihtiyacım oldu ve çoğunluğa çok bakmadığımızı fark ettim. Aslında dönüştüğünde acayip fark yaratacak orası oysa. Tezimde mülakatçılarım arasında bu şekilde insanlar yoktu bu arada, ulaşamadım çünkü.
Umut: Anlattığın monoseksizmle cisheteropatriyarkanın kaçınılmaz ilişkisinin altını çiziyor aslında.
Cem: Evet. Bi+ arzu, bi+ kimlikler, bi+ pratikler zaten var olan düzendeki bütün pratiklerin karşısında ya da ötesinde. Yani uyumlu değiller birbiriyle. O varoluşta normatif olandan farklı bir şey var. Bi+’ların tamamen özgürlüğü için monogamiden, toplumsal cinsiyet normlarından, cinsiyetten (herkesin natrans olduğunu varsaymak), heteronormativiteden özgürleşmek, ilişki normlarına dair bahsettiğim deneyde yer alıp cevap verenlerin de özgürleşmesi lazım. Böylece ben sokağa çıktığımda, birileriyle iletişime girdiğimde ya da birileriyle ilişkilenmek istediğimde, cinsellik yaşadığımda kimliğim bana dezavantaj olmasın ve özgür bir düzlemde hepimiz var olup istediğimiz düzlemlerde ilişkilenelim. Bunu bireyler olarak yaşamak mümkün. Ben mesela şu an ilişkimde yaşıyorum bunu. Ben de kendimi dönüştürdüm, partnerim de kendini dönüştürdü. Biz asla kendimizi normlara bağlı hissetmiyoruz ve ilişkimizin kendine has, bize ait dinamikleri ve pratikleri var. İkimiz de Bi+’yız ve Bi+’lığımızı çok iyi deneyimliyoruz bu ilişkide. Çünkü ilişkide bu normların hepsi sorgulandı ve bu normlara karşı önlemler alındı. Bu sayede özgür olarak Bi+’lığımı yaşayabiliyorum. Ben arzularımı cinsiyetin ötesinde bir yerde tanımlıyorum. Kimliğimden % 100 tatmin olduğum deneyimler yaşıyorum. Öbür türlü her zaman kendimi çevirmek, cisheteropatriyarkanın aletlerini kullanmak zorundayım yani mesela anneme anlatırken demek zorundayım ki; ben sadece kadınlara ilgi duymuyorum. Ama benim arzumu, kimliğimi tanımlayışım böyle bile değil. Bu şekilde bir yandan bana gelecek zararla başa çıkıyorum; öte yandan taktik olarak kullandığım bu yapıyı, toplumun tüm katmanlarına nüfus eden cisheteropatriyarkayı biz toplum olarak içselleştiriyoruz. Kendi deneyimimizin özünü görmek zorlaşabiliyor böylece.
Bu yazı da ilginizi çekebilir: Yeşim’le Türkiye’deki Bi+ Hafızasına Kulaç – 3. Bölüm


