Okunan
Biseksüel ve Trans: Biseksüel Yolculuğunu Doğrusal Olmayan Şekilde ve Kapsayıcı Olarak Düşünmek

Biseksüel ve Trans: Biseksüel Yolculuğunu Doğrusal Olmayan Şekilde ve Kapsayıcı Olarak Düşünmek

Sam Schmitt*

Bu yazı, Bi & Trans: Considering Non-Linearity & Inclusivity of Bi Journeys başlıklı metnin Türkçe çevirisidir ve metin, Boston Biseksüel Kadın Ağı’nın çıkardığı Bi Woman Quarterly’nin 2014 Kış sayısında The Bi *Trans* Connection isimli dosyada yayımlanmıştır.


“Bi*” / “biseksüel” cinsiyetim ve cinsel kimliğimin karmaşıklığına esnek bir çerçeve sunuyor.

Cinsiyetim ve cinsel kimliğimi ifade edecek dilden yoksunum. Bir keresinde daha büyük kimlik beyanları yerine küründen “sadece insanım” mantrasını kullanıyordum ama etiket olarak kendimden feragat edici sözcükler kullanmaktan hoşlanmıyorum. Sadece “insan” olduğumu söyleyebilmek, ırksal anlamda sahip olduğum ayrıcalığın yanı sıra ötekileştirilme ihtimalimin olduğu alanları da kolayca yok sayıyor. Nihayetinde, dilin ve bedenlerin politik olduğu ve hem normatif hem de sapkın olan bedenleri tanımlamak için kelimeleri kullandığımız gerçeğinden kaçınamıyorum. Bu nedenle iktidar, baskı ve ayrıcalık arenasında topluluğu ve kendimi konumlandırmak için ne olduğumu tanımlamaya çalıştığımı hissediyorum. Sanırım kendimi beyaz, orta sınıf, feminist, Katolik öğretilerin yaşattığı travmalardan hayatta kalmış, çok aşklı, biseksüel, genderqueer, cinsiyetsiz zamirler kullanan, radikal queer politikaya gönül vermiş ve 28 yılını bir kadın olarak sosyalleşerek geçirmiş feminen bir trans erkek olarak tanımlardım. Köpekleri ve sahilde uzun yürüyüşleri de severim.

Ne kayıtsızlığa karşı çoğulcuyum ne de her yerde var olan queer’lerin hayatında kimliklerin oynadığı önemi reddediyorum. Öte yandan, insan deneyiminin enginliğini tanımlamak için mevcut dilin (özellikle İngilizcenin) ciddi şekilde yetersiz kaldığını vurgulamak istiyorum. Girişte sizlerle paylaştığım tüm kimlikler arasında, “bi*” / “biseksüel” cinsiyetim ve cinsel kimliğimin karmaşıklığına esnek bir çerçeve sunuyor. “Biseksüel” i çevreleyen sınırlar, sizinle paylaştığım diğer kimliklerden daha geçirgen olarak anlaşılabilir. Daha fazla kapsayıcılığı, farklı tanımları ve ete kemiğe bürünmüş pratiği göz önüne alınca “Bi” yi “her ikisi de/ve” yönelimli bir kimlik olarak anlıyorum. “Bi” yi doğrusal olmayan, “her ikisi de/ve” şeklinde bir kimlik olarak nasıl anladığımı ve bu tanımın trans* kimliğimle nasıl etkileşim içinde olduğunu göstermek için burada kendi deneyimlerimi sunacağım.

Yakın zamanda, College Station’daki Texas A&M Üniversitesi’nde LGBTQ’lar için sağlık hizmeti üzerine gerçekleştirilen bir panelin moderatörü olmam istendi. Yapığımız ilk telekonferans görüşmesi sırasında, planlama komitesi koordinatörü şunu sordu, “Kusura bakmayın, biyografinizi anlamadım. Şey… siz tam olarak nesiniz?” Bir şeylerin kesin olmasına yönelik duyduğu ihtiyaç çok açıktı. Kesin ve belirli olan bir şeyi kavraması gerekiyordu. Bu durumda akışkanlığım, cinsiyet kimliği ve cinsel kimlik kategorilerinin net biçimde ayrıştırılmasına meydan okuyordu. Beklediği bu değildi. Yalnızca birden çok -ve bazen birbiriyle çelişen- sözcükler kullanarak kendimi tanımlamaya çalışıyorum. Sonuç olarak, tüm bu kimlik kategorilerine intizamlı bir şekilde uymak için çok fazla baskıyla karşılaşıyorum. Bazen neden testosterona başladığımı açıklamamı istiyorlar. Genel olarak bana “Neden trans geçiş sürecine başlamaya karar verdin?” sorusu sorulur. Bu soru beni rahatsız ediyor çünkü “geçiş” tanımı bir halden veya durumdan diğerine geçiş sürecini; bir nevi dönüştürme veya değiştirmeyi ifade ediyor. “Geçiş” kelimesine, belirli bir istikamete doğru yol olmayı işaret eden bir doğrusallık niteliği eklenmiş.

The Feminist Wire’da da yazdığım gibi bazı transların, queer’lerin ve toplumsal cinsiyet normlarına uymayanların daha geniş çapta trans-normativite anlatılarına bel bağlamaları ya da görünmez kalmayı  göze almaları bekleniyor. Toplumsal cinsiyet ve cinsiyetin ayrı gerçeklikler olarak alındığı “klasik transseksüel” paradigmasının altında sınıflandırılıyoruz: E(rkek)’den K(adın)’ye veya K’den E’ye geçiş yapıyoruz. Cinsiyete dair bu trans-normatif anlatı, ezberlenmiş ikili cinsiyet dışındaki kategorileri veya bu kategorilere girip çıkabilen cinsiyetleri kolaylıkla tanımaz. Bu yüzden, trans-normativitenin belli yönlerini benimseme ve kategorik denetime boyun eğmenin baskısını hissediyorum. Trans topluluğunun hem içinden hem dışından gelen kutucuklara yerleşme baskısı var: Eril zamirleri kullanmamız ya da (cinsiyet açısından) bir taraf seçmemiz bekleniyor. Ama benim bedenim ve ifadem ile karışık ve çoklu bir ilişkim var. Bu yüzden kendimi belirli cinsiyet kutucuklarına sığdırmaya zorlamak benim için bir seçenek değil.

Trans-normativitenin dili de kendini biseksüel tanımlayan biri olarak benim için problemli. Ama kendimi tanımlamak için kullandığım tüm kelimeler arasında “biseksüel” cinsiyetimi ve cinsel kimliğimi en iyi anlatanı. İnsanlar çoğunlukla biseksüelin “hem kadınlara hem erkeklere ilgi duymak” şeklinde tanımlandığını sanıyor. (yalnızca iki sabit cinsiyet kategorisi varsayılıyor) Bence bunun sebebi, “bi-” ön ekinin “iki/ ikili” olarak yorumlanıp yanlış çevrilmesi. İkili cinsiyetin birbirine karşıt kutuplarına verilen bu örtük referans,  maskülen veya feminenin arasında ve/ veya ötesinde var olan birçok başka cinsiyetin üzerini örttüğü için problemli.

Daha fazla kapsayıcılığı, farklı tanımları ve ete kemiğe bürünmüş pratiği göz önüne alınca “Bi” yi “her ikisi de/ve” yönelimli bir kimlik olarak anlıyorum.

Ben “bi-”yi “ikisi de/ ve” olarak kavramsallaştırıyorum. Kendimi “biseksüel” olarak tanımlamam,  mevcut cinsiyet kategorilerinden herhangi birine intizamlı biçimde uymayan kişilere ilgi duyma potansiyelini açıklamama yardımcı oluyor. Bu tanım aynı zamanda cinsel çekimlerimin zamanla ve/ veya derecesinin değişiklik gösterebileceğini de içeriyor. Robyn Ochs’dan alıntı yapacak olursam: “Kendimi biseksüel olarak tanımlıyorum çünkü birden fazla cinsiyete -romantik ve/veya cinsel olarak- ilgi duyma potansiyeline sahip olduğumu kabul ediyorum; bu ilginin ille de aynı anda, aynı şekilde ve aynı derecede olması gerekmiyor.” ‘İkisi de/ ve’ şeklinde kavramsallaştırdığım biseksüel, cinselliğimi tanımlayacak mevcut diğer kelimelerden daha fazla derinliği ve karmaşıklığı ifade ediyor. ‘İkisi de/ve’, diğer kimlik etiketlerinin yapamadığı şekilde cinsiyetim ve cinselliğim arasındaki karmaşık ilişkiyi (enfes biçimde!) tanımlamama yardımcı oluyor. Bu öğeler görünürde çelişkili olsa bile, benliğimin tüm yönlerini birbiriyle uyumlu hale getirebiliyorum.

Fantezilerim, arzularım ve çekimlerim, kimliğimin diğer yönleriyle hiçbir şekilde çatışmıyor. Giderek maskülen şekilde kendini gösteren cinsiyet ifadem, feminen davranışlarımla çelişmiyor. Bu yüzden, “gerçek” bir transın nasıl olması gerektiğine dair üretilen ana akım LGBT-Martha-Stewart tasavvuruna düzgün bir şekilde uymadığım için kendimi suçlamıyorum.

“Bi”yi “ikisi de/ ve” kavramıyla tanımlamam, Batı düşüncesi mirasının bıraktığı toksikliği, özellikle de doğrusallığa ve kronolojiye yapılan yatırımı ayıklamama yardımcı oluyor. “Bi”yi doğrusal olmayan kapsayıcı bir kimlik olarak tanımlamak, LGBTQ’lara sorulan şu tipik soruların neden bana garip geldiğini anlamama yardımcı oluyor:

“İlk ne zaman fark ettin?”

“Kaç yaşındaydın?”

“Hep biliyor muydun?”

“Geçiş sürecini tamamlayınca kendine hangi ismi vereceksin?”

“Trans ve bi(seksüel) olsan kimle çıkardın?”

“Aynı anda hem queer hem trans hem biseksüel nasıl olabiliyorsun? ( “Ta daa, işte böyle!” demek istiyorum)

Cis veya heteroseksüel olmadığımı anladığımda tam olarak bir “ahaa!” farkındalığı yaşamadım. Testosteron almayı istediğimden ya da testosteronun istediğim türde değişimleri bana sunacağından emin değildim. “Geçiş”imi (kullanabileceğim daha iyi bir kelime yok şimdilik) A noktasından B noktasına varış olarak algılamıyorum ve “geçişim”in tam olarak bir başlangıcı ya da sonu yok. Bu kadar çok belirsiz kimlik etiketiyle aram her zaman iyi değildi. Yıllarca kendimi görünmez hissettim ve hâlâ bir dereceye kadar öyle hissediyorum.

Bir trans* olarak “bi”, bana değişimlere ve çelişkilere kucak açma özgürlüğü veriyor.

Buradaki fark, sarmal ve düz çizgi arasındaki fark gibi. Doğrusal olmayan zamanda, bazen ileri doğru hareket edebilsek bile, hep geriye doğru gidiyor ve etrafta dönüyoruz. Bu yüzden “bi”yi doğrusal olmayan şekilde tanımlamak, kimliklerimin akışkanlığını ve yaptığım/büyük ihtimalle zaman içinde yapmaya devam edeceğim değişiklikleri anlamamda yardımcı oluyor. “Bi” nin döngüsel bir zamansallığa sahip olduğunu düşünmek, tüm geçmişimi bütünleştirmem için bana bir yol sunuyor ve bugün biseksüel trans biri olarak tüm deneyimlerimin dünya üzerinde aldığım yolu şekillendirdiğini bana hatırlatıyor. Geçmişi bugün ile harmanlayabilmek, toplumsal adalet eğitimcisi, feminist ve radikal queer bir aktivist olarak yaptığım işin önemli bir parçası. Öğrencilerime geçmişimizle günümüz arasında bir bağ olduğunu anlatıyorum. “O zamanlar” ve “şimdi” yapay terimlerdir çünkü sömürgecilik henüz “sona ermedi” . Irkçılık henüz “sona ermedi”. Cinsiyetçilik henüz “sona ermedi”. Ben de şimdiki zamanımın etkin olarak geçmişimden etkilendiğini kabul etmeliyim.

Birkaç yıl drag[i] yaparak veya cinsiyet bükme yoluyla bazen cinsiyet beyanında bulunmaya meydan okuyan feminen bir queer kadın olarak gördüm kendimi. Lisedeyken bazen hem ihtiyaçtan hem de kişisel arzu sebebiyle erkeklerle çıkan bir “lezbiyen” olduğumu düşünüyordum. Erken dönem sosyal adalet çalışmalarımın çoğu, kadınlığa dair kavramlar etrafında toplanıyordu ve hâlâ kendimi kadınların bilgi birikimine dayanan feminist tarihlerle güçlü bir şekilde özdeşleştiriyorum. Sonuç olarak, uzun yıllar bu şekilde sosyalleştim! Tüm bu geçmişlerle ne yapacağım? Onlar “geçmişte” olduğu için var olmaktan mı çıkıyor? Bunlar sadece geçiş kimlikleri miydi? Bu deneyimlerin bugün hayatımı kolaylıkla görünmeyen biçimlerde şekillendirmeye devam ettiğini düşünmek hoşuma gidiyor.

Bir trans* olarak “bi”, bana değişimlere ve çelişkilere kucak açma özgürlüğü veriyor. Doğrusal olmayan bir kimlik olarak “bi”, kim olduğuma, nerede olduğuma ve nereye gidebileceğime dair algımı kaybetmeden hayatımda olabilecek diğer değişimlere karşı kendimi açmama yardım ediyor.

Çeviri: Damla Umut Uzun

(DUU/UE)


*Sam Schmitt, önceden Denton’da yaşayan bir Boston’lı olarak Texas Kadın Üniversitesi’nde Kadın Çalışmaları Departmanı’nda eğitimini tamamlayıp öğretmenlik yapmıştır. Sam’in ilgilendiği akademi ve araştırma konuları: LGBTQIA politikası, eleştirel hukuk teorisi, hukuki ve yasal hareketler, endüstriyel hapishane kompleksi, seks işçiliği ve seks işçilerinin politik hareketleri, ırk ve emek, beyazlığın epistemolojisi, sanata dayalı araştırma yöntemleri.  Smith College (Yüksekokul)’da psikoloji lisansı ve Washington Devlet Üniversitesi’nde ceza yargılaması alanında yüksek lisans yapmıştır.


[i] Kişinin cinsiyet kimliğinin ne olduğundan bağımsız olarak kıyafet, makyaj, konuşma ve diğer hareketlerle abartılı cinsiyet performansları yapmasıdır. (e.n)


Bu yazı da ilginizi çekebilir: Sakat Bir Biseksüel Trans Olmak ve Geçiş* Fikri Üzerine
Tutar Mı?
Ben Şok
0
Bifobiye Karşı Ses Çıkar
0
But Tutar
1
Gullüm Ayol
0
Tutmaz Ama Evet
0
Yorumları Göster (0)

Yanıt Bırak

Your email address will not be published.

Bitopya Copyright © 2019. Created by edalgakiran

Yukarı Git